Holdric Legend
Would you like to react to this message? Create an account in a few clicks or log in to continue.


Hogwarts School of Witchcraft and Wizardry
 
AnasayfakapıLatest imagesKayıt OlGiriş yap

 

 Mike Johnson

Aşağa gitmek 
2 posters
YazarMesaj
Mike Johnson
Banned
Mike Johnson


Erkek Kan durumu : Melez
Mesaj Sayısı : 12
Kayıt tarihi : 13/04/10
Lakap : Mike...

Mike Johnson Empty
MesajKonu: Mike Johnson   Mike Johnson I_icon_minitimeSalı Nis. 13, 2010 6:51 pm

Tenimi yalayan serin rüzgârla uyanıyorum. Karanlık bir yerdeyim. Neresi burası bilmiyorum. Bildiğim tek şey, başımdaki dayanılmaz ağrı. Ben ortama alıştıkça ağrı da azalıyor. Gözlerimi kapatmak istiyorum ama olmuyor. Göz kapaklarım uyuşmuş, ya da bana karşı çıkıyorlar. Bağırmak istiyorum ama onu da beceremiyorum. Ağzımdan çıkan ince bir hırıltı oluyor. Belki o da yok, sadece öyle olduğunu düşünüyorum.

Bir rüya mı bu? Çimdikliyorum kendimi, acıyı hissediyorum. Hem de vücudumun her zerresine kadar hissediyorum. Gözümden bir damla yaş süzülüyor. Hayır, ağlamıyorum. Belki korkuyorum. Nefes almamın gitgide zorlaştığını hissediyorum. Kükürtlü bir hava var zaten. Dar bir mekânda değilim, yine de kımıldamıyorum. Hem başkalarıyla karşılaşmak, hem de yalnız kalmak istiyorum. Anlayamıyorum kendimi. Kim olduğumu hatırlamaya çalışıyorum, zihnim başka şeylerle karşılık veriyor bana. Galiba o da isyan ediyor olanlara. Kimim ben, buraya nasıl geldim, hatta yaşıyor muyum? Başımı öne eğip buradan kurtulmayı veya kurtarılmayı bekliyorum. Hiç değilse birilerini görmek bile rahatlatacak beni. Olmuyor, yavaşça dalıyorum yine.

Sesler geliyor işte. Kurtarıcılarım mı bunlar? Belki de cellatlardır. İnfaz vaktim gelmiştir. İyice yaklaşıyorlar. Onları görünce şaşırıyorum. Ne kurtarıcılar, ne de cellatlar. İnsan bile değiller. İki tane küçük yaratık sadece. Aralarında konuşup gülüyorlar. Yanıma gelince biri bana bakıp bağırıyor.

"Suçun ne?"
Ben de ona ben kimim diye soracağım ama sesim çıkmıyor ki… Fakat birden dile geliyorum. Sormak istediğim şeyleri söylemektense kuru bir cevap veriyorum ona.
"Bilmiyorum, hiçbir şey bilmiyorum."


Bir daha gülüyorlar. Hiç konuşmayan diğeri konuşmaya başlıyor.
"Bilmiyorsun demek. Birazdan öğrenirsin o zaman."


Gözlerime bakıyorlar. Gözlerime de değil, daha derinlere bakıyorlar. Onların büyük göz bebeklerinde, kendimi görüyorum. Yaratıklar, gözümün önünde bulanıklaşıyor. Ben, daha ne olduğunu anlayamadan gözkapaklarım kapanıyor. Sanırım uyuyacağım yine.

Göz kapaklarımı hızla açıyorum. Onlara kavuşmuş olmanın verdiği sevinci tam yaşayamadan, yine birilerini görüyorum. Bunlar o küçük yaratıklardan değiller. Bunların hepsi de benim gibi insan. Ben onları görüyorum ama onlar beni görmüyor. Seslenmek istiyorum, sesim yine çıkmıyor. Seslensem bile, duyabileceklerini sanmıyorum. Geniş bir caddedeyiz. Karşıdaki adam bana tanıdık geliyor, fakat kim olduğunu bir türlü çıkaramıyorum. Birden bir hareketlilik başlıyor caddede. Tanıyamadığım adam, yavaş yavaş başka birine yaklaşıyor. Elinde sivri bir şey var. Yanına gidince bir bıçak olduğunu anlıyorum. Adamın tam dibindeyim ama o beni hâlâ fark etmedi. Kendini işine vermiş bir halde, durakta bekleyen çantalı birinin dibine sokuluyor. Düşündüğüm şeyi yapacağını biliyorum. Nedense hak bile veriyorum adama. Çantalı için ise üzülmüyorum bile. Bıçağı çantalının ensesinden içeri hızlıca sokuyor. Ve çantayı kapıp kaçmaya başlıyor. Bundan sonrası ağır çekimde gerçekleşiyor sanki. Adam çantayla beraber koşarken, gelen kamyonu göremiyor. Kamyon tam ona çarparken, ben de her şeyi anlıyorum sonunda. Çantayı çalan adam benim, bu kesinlikle doğru. Daha fazlasını düşünemeden bir uykuya daha dalıyorum.

İnce ve sert bir sesle uyanıyorum. Hâlâ aynı yerde olduğumu görünce üzülüyorum. Üzülmekle beraber korkuyorum da. Canavarın sesi, korkumu haklı çıkarıyor.

"Kim olduğunu gördün mü?"
Yaratığa bakıyorum. O benden iğreniyor, ben de ondan iğreniyorum. Ama ben kendimden de iğreniyorum.

Yaratıklar beni kollarımdan tutup sürüklüyorlar. Nereye gideceğimizi sormama gerek yok, çünkü cevap vermeyecekleri belli. Bir tünelde ağır ağır ilerliyoruz. Bir süre sonra benden başka insanların da varlığını hissediyorum. Bazıları bir kenarda yalnız başına uyuyor, bazılarının ise yanında bu küçük canavarlardan var. Biz, tünelde ilerledikçe tünel ısınıyor. Havanın kokusu değişiyor. Bir an midemin bulandığını hissediyorum. Daha sempatik bulduğum sağdaki yaratığa bakıyorum.

"Ben öldüm mü?"
Yaratık gülmüyor, ama tebessüm ediyor. Sakince cevap veriyor.
"Ölüm mü? Ölüm göreceli bir kavramdır. Burada ölüm yok."


Bu kısa cevap, her ne kadar anlamasam da, bana yetiyor. Tünelin yavaş yavaş ısındığını fark ediyorum. Benden başkaları da gidiyor bizimle beraber, ama birçoğunun gözü bağlı. Acaba bu bir iyilik mi, kötülük mü diye düşünmeden edemiyorum. Evet, tünel kesinlikle ısınıyor. Sona doğru yaklaşıyoruz. Ve en sonunda geliyoruz gideceğimiz yere. Büyük bir kapı var, hatta gökdelenlerden bile büyük. İçeriden sesler geliyor. Sanki içeride bir eroin partisi var ya da katliam. Gerçi ikisi de aynı kapıya çıkmıyor mu? Kapı gürültüyle açılıyor. Bize doğru sıcak bir dalga yayılıyor.

"Cehennem mi burası?"
Ortaya sorduğum soruyu, yanımıza yeni gelen yaratık cevaplıyor.
"Buranın bir adı yok. Sen ne istersen diyebilirsin. Zaten önemli olan isimler değil, işlevlerdir."


Yüzüne bakıyorum, gayet ciddi görünüyor bana. Yanımdaki üç canavarla beraber içeri giriyorum. Yanımıza bir başka insan daha getiriyorlar. Bu o! Ensesinden bıçağı soktuğum adam. Bu işin gidişatı iyice ilginçleşiyor.

"Bunun ne işi var burada?" diye soruyorum.
"Onun da ait olduğu yer burası. Ama onun cezası biraz daha hafif. O senin için hamallık yapacak."
Korkuyorum, şansıma isyan ediyorum. Tüm gücümle haykırmak istiyorum. Sonra her şey yeniden bulanıklaşmaya başlıyor.
Sesler geliyor kulağıma, üç dört insanın sesi. Ama bir cümle dikkatimi çekiyor.


"Efendim, hastayı kaybediyoruz!"

Her şey zihnimin bana oynadığı bir oyundu galiba. Ama gözlerimin yavaş yavaş almaya başladığı ışık yeniden kayboluyor. Vücudum ani bir şekilde sarsılıyor. Gözlerimi açınca şaşırıyorum. Karanlık bir yerde buluyorum kendimi. Serin bir rüzgâr tenimi yalıyor. Ve başım çatlayacak gibi ağrıyor.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Océane Clémente
Ravenclaw 5. Sınıf & Bina başkanı & Takım Kaptanı
Ravenclaw 5. Sınıf & Bina başkanı & Takım Kaptanı
Océane Clémente


Kadın Özel yetenek : Metamorfmagus
Rp Partneri : Lasthe.
Kan durumu : Melez
Mesaj Sayısı : 846
Kayıt tarihi : 16/03/10

Mike Johnson Empty
MesajKonu: Geri: Mike Johnson   Mike Johnson I_icon_minitimeSalı Nis. 13, 2010 6:55 pm

David Klaine ile İp'leriniz aynı olduğu için 81 Rp gücü buraya aktarılmıştır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://holdric-legend.my-rpg.com
 
Mike Johnson
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Holdric Legend :: Rp dışı :: Karakter Onaylama-
Buraya geçin: